10.Sınıf Edebiyat Fuat Sezgin adlı metin, 10.Sınıf Edebiyat Fuat Sezgin adlı çok modlu metin, 10.SINIF EDEBİYAT, FUAT SEEZGİN, KAREKOD METNİ,
derskonum.com olarak bu sayfamızda 10.Sınıf Edebiyat Fuat Sezgin adlı metin üzerine bir paylaşım yapıyoruz .
Babam, yedi yaşıma bastığımda ilmin önemini anlatıp çalışmanın ibadet olduğunu söyleyerek beni Doğubayazıt’taki ilk okuluma götürdü. Daha sonra ortaokul ve liseyi okumak için Erzurum’a geldim. Ülkeme, milletime bir an önce hizmet etmek için can atıyor; öğretmenlerimiz ise çok geri kaldığımızı söylüyorlardı. Belki atalarımız imparatorluklar kurmuştu ancak bilim Avrupalılar tarafından geliştirilmişti. Galileo, kilise baskısına rağmen “Dünya dönüyor” demiş. Kopernik, Ekvator’un yarıçapını kendi bulduğu aletlerle ölçüp hesaplamış. Kristof Kolomb yeni bir kıta keşfetmiş. Leonardo da Vinci insanın anatomisini, ışığın yapısını incelemiş; renklerin oluşumu ve optik üzerine çalışmalar yapmış. Bu keşifleri ve teknikleri gördükçe daha çok meraklanıyor, daha çok çalışma isteğiyle doluyordum.
Liseden sonra matematik tahsili görüp mühendis olmak için İstanbul’a doğru yola çıktım. En büyük hayallerim vardı ama kaderin bana hazırladığı sürprizden haberim yoktu. O zamanlar bir mühendis olacağımı düşünüyordum, ta ki ünlü hoca Helmut Ritter’in dersine girene kadar. İşte o anda kaderin cilvesi tecelli etmeye başlamıştı. Helmut Ritter, her cümlesinde beni daha çok merakta bırakıyor, daha çok kendine çekiyordu. Dersin sonunda öyle bir şey söyledi ki baştan sona bütün bildiklerimi değiştirdi: “Modern bilimlerin temeli İslam bilimlerine dayanır.” Duyduklarıma inanamıyordum. Babamın söyledikleri gelmişti aklıma. İslam, aklımızı kullanmaya, okumaya bizi yönlendiriyordu. Ancak Müslümanlar bunu yapabilmişler miydi? Kur’an-ı Kerim’de evrenin yaratılışı ve düzeniyle ilgili birçok ayet vardı. “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip onunla ölümünden sonra toprağı dirilttiği suda, orada yaydığı her türlü canlıda, rüzgârı yönlendirmesinde ve gökle yer arasında emir hazır bekleyen bulutta da, elbette düşünen bir kavim için nice deliller vardır.”
Bir karar vermiştim: İslam bilimleri tarihi üzerine çalışacaktım. Hem de Helmut Ritter’in yanında. Tabii ki bu o kadar kolay olmayacaktı. Kayıt dönemi bitmişti. Okul idaresini ikna edip kaydımı değiştirmeleri gerekiyordu. Ondan sonra da titiz, disiplinli ve sert olan Alman hocayı, Helmut Ritter’i ikna etmeliydim. O, söylediklerimi dinledikten sonra bana tek bir soru sordu: “Çok çalışmaya dayanabilir misin?” 1943 yılıydı. Hayatımın dönüm noktasında olduğumu hissediyordum. Dünyanın en önemli oryantalistlerinden biriyle Şark’ın gizemli sırlarına yapacağımız zaman yolculuğu başlıyordu. Böylece ömrümü adadığım serüven başlamıştı.
Yorum Gönder